Hakkımızda

Edebiyat Dergisi ile yaptığımız söyleşi  internet aleminde hizlı bir yolculuğa çıktı. Pansiyonumuz tanıtan bazı siteler aşağıda zikredilmiştir. Desteklerinden ötürü teşekkür ediyoruz. İşte o söyleşimiz.

 

Babamın yakın dostu,benimde sevip,saygı duyduğum bir büyüğüm olan Mahmut Kayalıbay'ın bir Gökçeada sevdası var ki,benim her zaman ilgimi çekmiştir.Onun bu sevgisi ve orada yaptıkları,hayata bakışımıza ve tatil anlayışımıza olumlu katkılar sağlayabileceğini düşündüğümden kendisi ile bu röportajı yaptık. Gökçeada Pansiyon ve Gökçeada Apart konusunda sektörü takip edenlere tavsiye niteliği taşıyan söyleşimizi buyurun okumaya.
Umarım ilgi ile okursunuz... A.K. Mahmut abi,neden Gökçeada,buraya sizi çeken şey neydi? Bize Gökçeada maceranızla ilgili başından bu güne kadarki süreçleri anlatırmısınız?

M.K.Sevgili Adem,biz Gökçeada'yı 2003 yılında keşfettik.Bir yeri ''Keşfettik'' diyebilmemiz için,o yerin bize gerçekten bir anlam ifade etmesi gerekiyordu.Esasen ben,denizi ve doğayı çok seviyordum.Ama çok kalabalıktan ve ıkış-tıkışlıktan da nefret ediyordum.Bu nedenle 2003 yılından önce hemen hemen hiç tatil yapmadım.Bir arkadaşımın tavsiyesi ile Gökçeada'yı keşfettim.
Gökçeada tarihi,bakir doğası,muhteşem denizi ve birazda yanlızlık ve hüzün kokan havasıyla bizi kendine bağladı.Adanın her yeri güzeldi ama Uğurlu Bölgesi tabiatı ve denizi ile bir başka güzeldi.Böylece,adanın en batısında ve merkezden 25 km. uzaklıkta bulunan Uğurlu Köyü'nde karar kıldık.
2004 yılında bu köyde yeşillikler içerisinde taştan bir ev yaptık.
Artık bütün yaz tatillerimizi adanın bu şirin köyünde geçiriyoduk.
Derken...2009 yılında bu güzellikleri yerli ve yabancı konuklarımızla paylaşma arzusu bizde ağır basmaya başladı.
Bu amaçla,Uğurlu Köyü'nün en hakim ve güzel mevkiinde Gökçeada Leb-i Derya Apart'ı inşa ettik.Ve konuklarımızın hizmetine Haziran 2012 tarihi itibarıyla sunduk.
9+1 daireden oluşan tesisimiz ,adanın tarihi ve doğal dokusuna uygun olarak taş ev konseptinde tasarlandı ve inşa edildi.4-5 kişi kapasiteli 1+1 dairelerimiz ve 5-6 kişi kapasiteli 2+1 dairelerimiz bir evin ihtiyacı olabilecek hemen bütün araç gereçle donatıldı.(Tv,buzdolabı,mutfak,banyo,kablosuz internet,devamlı sıcak su vb...)
Bu noktada, misafirlerimizin rahat,huzurlu ve otantik bir tatil geçirebilmesi için elimizden geleni yaptık.

A.K. Türkiye'deki pansiyonculuk hakkında ne dersiniz?

M.K.Türkiye son 20 yılda turizm alanında müthiş bir gelişim gösterdi.Özellikle Antalya'nın gerek kapasite olarak,gerekse kalite olarak otelcilikte göstermiş olduğu başarı,bizi Avrupa'nın parlayan yıldızı haline getirdi.Gösterilen onca gelişmeye rağmen,benTürkiye'nin hala turizm konusunda alacağı çok mesafe olduğunu düşünüyorum.
Ancak,ne yazık ki gösterilen bu büyük başarı,aynı oranda küçük turizm işletmelerine yansıtılamıyor.Çünkü çağımızdaki gelişme ve büyüme algısı daha büyük binalar,daha fazla kapasite,daha çok kar anlayışıyla oluştuğundan,küçük işletmelerin bu ortamda yaşayabilme şansları çok azalıyor.Bu durum,uluslararası rekabetçi ortamda ekonominin gereğiyse eğer,ki öyle o zaman buna itiraz etmenin ,karşı olmanın da pek bir anlamı yok...
Ancak,düzenin bu şekilde işliyor oluşu,bizi bazı gerçekleri farketmekten alıkoymaması gerektiğini düşünüyorum.
Bir taraftan ekonomik büyümenin getirdiği refah ortamı hayat standartlarımızı yükseltirken,diğer taraftan bizi yalnızlaştırıp,mekanik bir ortamda duygusuz,ruhsuz bir hayat tarzını bizlere dayatıyor.
Örneğin, eskiden mahallemizin bakkalından,kasabından alışveriş yaparken sıcak insani ilişkiler kurardık.Alışveriş ilişkisinin haricinde kurulan dostluklar bizi birbirimize yaklaştırırdı.Birbirimizle daha çok şeyi paylaşırdık.Günümüzde ise hipermarket reyonlarında belki çok daha fazla şey bulabiliyoruz ama ne bileyim,sanki daha bir yalnızız,daha bir açız,daha bir duygususuz.Kasadaki görevli ''Hoşgeldiniz'' derken bile,bunu şirketin müşteri ilişkileri politikası gereği yapıyor.
Turizm sektöründe de durum aynı.Çok lüks,çok büyük otellerimiz herşey dahil sistemde hizmet veriyorlar.Bu otellerden hemen hemen aklınıza gelebilecek bütün hizmetleri alabiliyorsunuz.Ama diğer taraftan baktığınızda bunlarında birer fabrika gibi çalıştığını görüyorsunuz.Ödediğiniz para,aldığınız hizmet;başka hiçbirşey yok...
Çok şükür ki bir çok insan bu anlattıklarımızın farkında.Ekonomik gelişmelerin esiri olmadan,sıcak ve samimi insan ilişkilerine dayalı bir hayat sürmek istiyorlar.Bu noktada bu insanların tatil anlayışı da ''Sıcak ve samimi bir ortamda'' tatil yapmak olduğundan,genelde aile işletmeleri olan pansiyonlar da büyük önem kazanıyorlar.Bu yüzden gerek iç gerekse dış turizm açısından pansiyonculuğun yaygınlaşması çok olumlu.Ancak Türkiye'de pansiyonculuk bazı ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Büyük otellerin ve acentelerin sunduğu paketlerin çeşitlenmesi ve her şey dahil sistemiyle pansiyonların hem sayısının hem de fiatlarının düştüğünü görüyoruz.İspanya ve İtalya gibi ülkelerde pansiyoncular turizm gelirlerinden oldukça önemli bir pay alırken, Türkiye'de ise bu oran ne yazık ki çok düşük. A.K.Mahmut abi,tesisinizin adını Leb-i Derya koydunuz.Leb-i Derya ne demek?

M.K. Leb-i Deryanın kelime anlamı deniz kenarı demek.Dilimizde bu kelimeyi  ''Deniz manzarası çok güzel olan yer''  olarak ta kullanıyoruz.
Belki tesisimize koyduğumuz isim çok iddialı ama ne yapayım,yerin de manzarası Leb-i Derya kardeşim. (Gülüşmeler) A.K.Müşterilerinizden beklentileriniz nelerdir?

M.K.Konuklarımızın tatil proğramlarını mümkün olduğunca erken yapmalarını öneririm.Böylece  hem uygun fiyat avantajından yararlanabilir,hemde istedikleri apartta kalabilirler.Ayrıca konuklarımızın fikir ve önerilerinin kendimizi geliştirmede bize daima ışık olacağına inanıyoruz. A.K.Peki,neden sizi tercih etsinler?

M.K.Bizi tercih etmeleri için 2 neden var.Bunlardan biri,bölgede fazla alternatifin olmaması.Gerçi bu durum bir hakikat ama biz bunu bizi tercih etmelerinin bir nedeni olarak görmek istemiyoruz.
Biz,güleryüzümüzle,samimiyetimizle ve düzgün hizmet anlayışımızla terçih edilmek istiyoruz. A.K.Leb-i Derya'da bir gün nasıl geçer?

M.K.Valla çok güzel geçer.Sabah güzel bir kahvaltı,Gün içinde denizin ve adanın keyfine varış,
Akşam mangal keyfi,sevdiklerimizle çay,kahve eşliğinde koyu sohbetler...

A.K.Mahmut abi,verdiğin bilgiler için teşekkür ederim.Konuştuklarımıza ilave etmek istediğiniz şeyler var mı?

M.K.Şu hususu özellikle belirtmek isterim.Ne yazık ki adanın sezonu çok kısa.Sezonun kısa oluşunun nedeni birazda işletme yetersizliğiyle birlikte iletişim zaafiyeti.
Örneğin,adanın en güzel denizine sahip olan Uğurlu Köyü,sezonunu okulların kapanış ve açılış tarihine göre endekslemiş durumda.Sadece Temmuz ve Ağustosta ayları iş yapıyor.Gelen konukların hemen hepsi çocuk sahibi ve tatil proğramlarını da çocuklarının okul düzenine göre yaptıklarından dolayı,bu ayların dışında hemen hiç kimse köye gelmiyor.
Halbuki,ada Mayıs'ta çok güzel.Su biraz serin olsa da girilebilir.Haziran'da ise hem tabiat hem de deniz çok güzel ve sıcak.Ama köyde ve plajda tek tük insan var...Kimse yok...Eylül'ün ikinci yarısı yine çok güzel ama yine kimse yok...
Burada bizim misafir profilimizi çeşitlendirmemiz gerekiyor.Okulla bağımlılığı olmayan emeklilerimizi,gençlerimizi,yabancı müsafirlerimizi bu dönemde ağırlayabilir,onlara çeşitli fiyat avantajları sunabiliriz...
Bu hususta misafirlerimize bizi devamlı takip etmelerini öneririm...

A.K.Mahmut abi,vermiş olduğunuz bilgiler ve paylaşımınız için teşekkür ederim.Sana başarılar diliyorum.Kolay gelsin...

M.K.Bana böyle bir imkanı sunduğunuz için ben çok teşekkür ederim.Ayrıca bu röportajı okuma nezaketini gösteren okurlarınıza da teşekkürlerimi sunarım...

 

Türkiye'nin en olağanüstü plajı Gizli liman elinizin altında.Ve muhteşem seronomi eşliğinde Lazkoyu sizleri beklemekte.

TOP